Alemlerimize rahmet olarak gönderilene...
Ellerim hiç bu kadar titrememişti Efendim!
Titrek kalemime söz vererek başlarım satırlarıma. Sözcüklerim seni anlatmak için yetim kalsa da duygularım bedenimden bir bir firar etse de her kelimede, tüm ruhumla seni anlatmaya, yüce zatını övmeye söz vererek başlarım. Ölüm ne kadar yakınsa yaşama, ben de sana öyle yakın olacağım; söylenmemiş sözler ne kadar mahremse zamana, ben de sana karşı apaçık olacağım. Kalemim hep üç nokta sessizliğine bürünse de, lügatlarden kelimeler bir bir firar etse de seni öylesine öveceğim.
Kaç asırlık özlemdir bu sevgi ve kaç zamandır özlenene duyulan sevgi anlatılır dillerde. Sana olan sevgilerimiz zamanla çoğalırken, hasretimiz kelimelere sığmıyor Efendim. Kalbimiz ayrılığını taşıyamazken, zamana sığmayan sevgini taşıyan yetim yüreklerimiz var. Ve yüreklere azap veren yokluğunda dilde destan yeminlerimiz var. Saatler sana doğru koşarken, zaman mahçup gözyaşlarımızı taşımakta Sana.
Günahsız bir cenin heyecanıyla sesleniriz sana Efendim, bir ölüm güzelliği ilham olur duygularımıza. Sevgine ayna olmak, zamana ayna tutmak için hicretler eder dururuz yıllar ve yollar boyu. Özlemlerimizin sözcük sözcük dokunduğu iklimlerde sana dair gizli hayaller yazarız şiir şiir, nakış nakış.
Ne çok isterdim varlığınla şereflenmeyi, mucizelerine şahitlik etmeyi. Ne çok isterdim kaldırdığın şehadet parmağının gaflette olan kalplerimizi ikiye ayırmasına tanıklık etmeyi ve ne çok isterdim uzattığın ab-ı hayat parmaklarının içimizdeki özlem ateşini söndürmesine şahitlik etmeyi. Rabbim seni mucizelerle korurken, peygamberler peygamberliğini müjde verirken, Kur’an senin yüce ahlâkını methederken sana layık olmayı ne kadar da çok isterdim.
Ruhlarımız hiç bu kadar yalnız kalmamıştı Efendim.
Mavisini yitirmiş bir hayatta sensizliği yaşarken, içimizde binlerce yıldız kayar yokluğuna Efendim. Seherlerimiz hüzün kokarken, gecelerimiz yalnızlıkla savaşmakta. Yüreklerimizin yolları kapanır oldu Efendim. Canda can bilinmez oldu; sevgiler yerini firaklara bırakırken, elimizde tutsak arzularla yitik düşler kaldı. Ve hüzne teslim olan hayatlar yaşanır oldu beldelerimizde.
Hayatımızın renkleri bir bir siyaha solarken; hayallerimiz bir bir yitip giderken; zaman hızla doğumları ölümlere taşırken; hayal ile hayat arasında örülen, doğum ile ölüm arasına gerilen örümcek ağları yüreklerimizi kaplarken; nurunun hatırına kupkuru çöllere hayat verilirken; güvercinler nasıl konsun korkak yüreklerimize? Bülbüller nasıl şakısın aşkının şarkılarını?
Ey Allahın övdüğü, insanlığın övündüğü Efendimiz! Artık Eyüplerimiz sabırlı, İsmaillerimiz teslim olamıyor; Osmanlarımız edepten çok uzak, adalet Ömerlerimizde tecelli edemiyor. Ve artık Fatımalarımız iffetli, Sümeyyelerimiz sabırlı olamıyor; Aişelerimiz sadakatten çok uzak, fedakarlık Haticelerimizde tecelli edemiyor.
Efendim! Halâ Uhud’un feryatları gelmekte kulağımıza ve halâ Kerbela’nın ağıtlarını duymaktayız. Sana canlar gönderiyoruz, Uhud’a olan aşkımızın şahidi olsun diye. Ve şehitler gönderiyoruz, Kerbela’nın ağıtlarını dindirmek için. Bize hediye edilen yaşam ve ölüm hallerimizi şefaatine kabul et Efendim. Her geçen zaman ve tüm varlığımızca kurban olalım sana Efendim...
Efendim! Sensiz ne zamanın kıymeti var ne de mekanın. Kalemlerimiz yasta, kelamlarımız firari; ruhlarımız isyankar, aşklarımız bedevi.
Şimdi az gülüp çok ağlıyoruz Efendim. Senin ayağının altındakileri, ayağımızın altına alarak, bıraktığın emanetleri en kutsalımız kabul ediyoruz Efendim. Vasiyetlerini vuslata vesile sayıyor ve nasihatlerini tüm ruhumuzla zamanımıza taşıyoruz.
Şimdi mahzun olmuyoruz, üzülmüyoruz Efendim. Çünkü “Muhakkak ki Allah bizimle beraberdir” müjdesini rehber sayıyoruz kendimize. Ve evsaf-ı Muhammediyeyi tüm kalbimizle asrımıza taşıyoruz.
Sen açlığını gidermek için mübarek karnına taşlar bağlarken, bizler ruhlarımızın açlığını teskin etmek için kayalar bağlıyoruz kalplerimize. Ve şimdi yokluğunun yarasına aşklarımızı, umutlarımızı sürmekteyiz Efendim.
Efendim! Seni ilk günkü gibi, senin sevdiğin gibi, kördüğüm gibi seviyoruz. Sen bize nefsimizden, neslimizden ve tüm sevdiklerimizden daha sevgilisin.
Saadet asrından yolladığın selamına karşılık ‘kardeşlerin’ olarak müjdelediğin bizler gül yapraklarının arasına selamlarımızı koyuyoruz yüce katına yükselsin diye ve aşkını dileniyoruz dünyada ve ötelerde dostun olabilmek için.
Kalemim! Bağışla, acizim. Eksik söylediklerimle, kırık dökük yazdıklarımla alemlerin Efendisini güzel gösteremedim; bu günahkâr kalbimle güzellerin güzelini tarif edemedim, yüce zatını övemedim; kalplerin hayal, dillerin tarif ve sözcüklerin ifade edemeyeceği kadar yüksek olan ahlâkını methedemedim. Onun için ona da ihtiyaç yok sana da....
- Yorum yazmak ve yorumları görebilmek için giriş yapın veya kayıt olun


