Susuyorum

Suskunluk, yol ayrımının en sancılı anıymış.
Her notası hançermiş kırık türkülerin;
Cellât gibi boynumu vururken zaman,
Ayrılık, lâlezarımın en acılı yanıymış.

Cam silmesi kadar kolay değilmiş,
Yüreğe çakılı yerden silip atmak.
Tenin başka tenlere candır bilirim,
Ters lâleler gibi boynun eğilmiş;
Mesleğin mi seven yürekleri kanatmak?
Gönlün hep kedere meyilmiş;
Sultana yakışır mı çamura yatmak?
Sana susayan ruhumu çağır gelirim;
Şairin kaderidir, en acı zehri tatmak.

Sen kaçmaktan üşenmedin,
Ben ise yazmaktan.
Bir tutam sevgiyi, dünyaya değişmezken,
Sonunu hiç düşünmedin.
Bıkmadın, usanmadın;
Aşkın mezarını kazmaktan.

Şimdi zil takıp oynasın,
Adaklar adasın kemgözler.
Beyaz kâğıdın keskin kenarıyla,
Uzaklarda bir yürek paralanıyor.
Dil susmuş, divitten damlıyor sözler;
Bir masalın gizemi aralanıyor.

Her gidiş, bir tükeniş değildir;
Vefa çeşmesinden içmemişse yâr.
Bir tırtılın kozasında beklemesi kadar,
Yüreğimin sevgi kırlarında barınmadın.
Papatya tarlalarıma yağarken kar;
Bu mağrur adama sarılmadın.
Koptu hayat filmi, aşağısı yar;
Hâlâ ızdırab gülşeninden arınmadın.
Susuyorum, yüreğimde yangın var!
Ayrılık gömleği, yorgun bedenime dar.

22.04.2010
Muhittin Alaca

Cuma, Nisan 23, 2010 - 17:36
User offline. Last seen 5 gün 20 saat ago. Kapalı
Üyelik tarihi: 01/30/2010